Fazla Tüketim Mutluluk Getirir Mi?

Repo Nedir?
18 Nisan 2016
Para Biriktirmeye Nasıl Başlanır?
23 Şubat 2016

Günümüz koşullarında, taleplerimize eskiye oranla daha kolay ulaşabiliyoruz.Önceden lüks olarak nitelendirdiğimiz ürün ve hizmetleri satın almak artık birer ihtiyaç gibi gözüküyor.
Sanayi toplumu paradigmasıyla gelen ve fazla kazancın kişilere daha fazla mutluluk sağladığına yönelik inanç, bilgi toplumu düzeninde pek başarılı olamadı.
1976 senesinde Tibor Scitovsky,refahın neden fazladan mutluluk getirmediğine dair bir araştırma yaptı. Bu araştırmanın sonucuna göre, gelirin yükselmesi belirli bir ana kadar bireyleri daha mutlu hissettirirken, bir noktadan sonra kişisel mutluluk artmıyor. Temel ihtiyaçların karşılanması ve ileriye doğru riskin kontrol edilebilir duruma gelmesi, mutluluk iiçin yeterli geliyor.
Peki, günümüzde neden tükettikçe iyi hissediyoruz? Ya da gerçekten iyi hissediyor muyuz?Bu aslında, bizlerin zevk ve tatmin duygusunun tanımının değiştirilmesiyle ilgili. İktisadi sistemlerde piyasa doygunluğa ulaştıktan sonra yeni pazar alanlarının oluşması için talep oluşturulması gerekti. Sistemin devamının sağlanması ve durgunluk olmaması için sürekli kar anlayışı benimsendi.Bu durumda sanal bir arz talep dengesi oluşturuldu. Gerçekte tüketicilerin ihtiyaç duymadıkları ürün ve hizmetler ve ihtiyaçmış gibi gösterilmeye başlandı, bunlara sahip olunduğunda bireysel mutluluğun ve refahın artacağı fikri bombalandı.Özellikle markalar arasında elitizm yaratılarak, bazı markaların insanlara kendilerini daha özel hissettirmesi sağlandı.Sahip olma ve farklı olma hissi, bireyselliği arttırırken, hem bölünmeye hem de tüketiciler arasında rekabete neden oldu.
Kontrolsuz ve bilinçsiz tüketiciler piyasada tam da beklenilen bir etki yarattılar. Özellikle kredi kartı borçları ile sistem kendini beslemeye devam etti.Aşılanan tüketim mutluluk getirir düşüncesi, toplumda belirgin olmayan bir sınıflaşma yarattı.Mal ve hizmetlerin üstünlüğü, erdemleri yönetir konuma geldi.
Durumun bu hale gelmesinde tüketicilerin finansal okuryazar olmamaları önemli bir yer tutuyor.Zira ekonomik dengesini bilemeyen tüketiciler, durmaksızın isteklerine cevap vermeye çalışarak kendi kendilerini bir paradoksun içine sokuyorlar. Borç borcu doğuruyor ve içinden çıkmak her geçen gün biraz daha zor hale geliyor. Finansal okuryazarlık ile sahip olduklarının farkına varma, onları yönetebilme ve değerlendirebilme yetisine sahip olan bireyler, taleplerini daha başarılı bir şekilde dile getirip karşılayabiliyorlar.
Üretim araçlarının, toplumları geliştirmek için kullanılması gerektiğini unutmamak gerekiyor.Tüm dünya nüfusuna yetecek kadar kaynağa sahibiz, eğer doğru kullanabilirsek.